20 Şubat 2017 Pazartesi

WHY ARE THEY HERE?


geri dönüş yerine ileri gidiş. 
Arrival filmini izlemişsinizdir. İzlemediyseniz de bu yazıdan sonra izleyeceğinize eminim.
Kitaplarda özellikle post modern kitaplarda "geriye dönüş" denilen bir teknik vardır. Yani anılara dönüş. Ama bu film tam tersine "ileri bakış" tekniğini kullanıyor. Gerçi buna böyle bir adlandırma vermem doğru sayılmaz. Çünkü gelecek denilince aklıma "ileri" kelimesi geliyor olsa da bazı dillerde durum öyle değil.
Çince'de "yarından sonraki gün" anlamında kullanılan sözün "gün arkası" olarak da kullanılması gibi. 
Filmde de zaman anlayışı farklı işliyor denebilir.


DİL
Film boyunca dil bilimcilerin bu başka bir gezegenden gelen misafirlerin dilini çözme mücadelesine tanık oluyoruz. Filmden sonra aklıma bir soru takılıyor.

EVRENSEL DİL MÜMKÜN MÜ?
Tamamen yeniden kurulmuş, sadece sesleri değil belki filmdeki gibi logogram'da kapsayan bir dil. Mümkün olsa diyorum. Sizin bu yazıyı okurken translate ihtiyacınız kalmasa, hepimiz doğrudan diyalog kurabilsek.. Ne dersiniz? Belki de yavaş yavaş birbirimizi anlamayı öğrenirdik. Daha mı iyi olurdu? 
Geniş bir kelime hazinemiz olurdu. Ama belki de aynı düşünmeye koyulurduk. Tek düze bir dünya görüşümüz olurdu belki de.


SAPİR - WHORF HİPOTEZİ
Bu hipotezden de bahsediyor filmde. Bir insan başka bir dili tam olarak anlayamaz deniyordu. Çünkü konuştuğun dil, düşünme biçimini de etkiliyor. Yani bir Alman ya da bir Fransız gibi düşünmedikten sonra o dili tam olarak anlamak imkansız.


Bana filmde en çok gerilim veren şey uzay aracının yere yakın mesafede ama yerle temas etmeden duruyor olmasıydı.  Burada verilmek istenen şey "istila için gelmedikleri"  Aslında sürekli bunu düşündüler. Niçin geldiler? Buna cevap ararken baştan beri cevap gözümüze sokuluyordu. Uzay aracı dik konumdaydı. Ama istila için geldiklerini düşünen insanlar, askerlerini oraya yığdıklarında ve bomba yerleştirdiklerinde yatay hale geldiler. Yani savunmaya geçmişlerdi. Ve yeryüzünden uzak ama görünür haldelerdi. 
Daha fazla ayrıntıya girmesem iyi olacak. 

Dostça kalın.

18 Şubat 2017 Cumartesi

VE PERDE!!



SON TANGO. YÖNETMEN HAKAN ÇİMENSER. YAZAN ÖZCAN ÖZER
Aralarında en sevdiğim oyundu. Tüm eleştirilere rağmen üstelik.
"Birbirine aşık olanlar ve içinde bulundukları onursuzluklara katlanamayanlar kendilerini rıhtımdan denize atıp intihar ederler. İşte tangonun söylencesi bu.👠
Pedro ve Maria'nın trajik aşk hikayesiydi. Bir tarafta açlık, sefalet, ahlaksızlık diğer yanda aşk..
Ahh Maria ahh. Pedro'yu heba ettin kaygılarına.  Ahh Pedro güvensiz ve uçarıydın. Aynı tango gibi.
Tekrar oynanırsa gidin derim.




KONTRABAS. ÇEVİREN HALE KUNTAY. YÖNETEN METİN BELGİN
"Koku" romanının yazarı Patrick Süskind'in oyunudur. Koku romanına bayılmıştım ve bu oyunu da çok sevdim. Müzisyenin üzerinden toplumun, bireyin, müziğin, cinselliğin ve hiyerarşinin dedikodusunu yapıyor. Süskind'in bize bıraktığı etki : insani sancılarımız ve içimizdeki saplantılardan doğan gerilimler oluyor.





RUMUZ GONCAGÜL. YAZAN OKTAY ARAYICI. YÖNETEN İSMET NUMANOĞLU
İnsaf Hanımın kızı Gülsün'ü evlendirme çabasıdır. Bol danslı, şarkılı bir oyundu. Oysa aşk çok yakındadır.. Eğlenceli bir oyundu. Şarkılara bayıldım.




Dostça kalın.
Vee perde..🎭🎦

5 Şubat 2017 Pazar

TÜRKSOY'A YOLCULUK


Merhabaaa Türksoy'a gidiyorum. Türksoy ne diyenler tıklasın
Niyet ettim Allah rızası için Süyümbit'i bulmaya dedim yola koyuldum.
Bulamadım. Hatta kendimi dahi kaybettim.
Heykel buldum orada ve şu heykelle aşk yaşadığım doğrudur.


(Sait Rüstem'in eserleridir.)
"Ben yoruldum yaz günahı" adlı çalışma. Yani aslında isimleri yok da ben koydum. Bilindik bir tabloyu hatırlatmadı mı size de?


Birlikte dirlik vardır.
Fazla söze ne gerek!


Bu aralar Black Mirror izlemeye sardım. Tabağıma mısır gevreği doldurup diziye gömülüyorum. 
Black Mirror mini bir dizi. 3 sezonluk toplam 10 bölüm filan. Her bölümün konusu ayrı, oyuncusu ayrı, yönetmeni ayrı. Ana fikir teknolojinin insanlar üzerine olumsuz etkisi.
Ben en çok da ilk bölümü ve "tekrar döneceğim" adlı bölümü beğendim.

DOSTÇA KALIN. LÜTFEN.


30 Ocak 2017 Pazartesi

CARPE DIEM


HAMLET - SHAKESPEARE 

Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, Yeter demesi mi?

Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbalığın kahrına, gururun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine?
Kanunların bu kadar yavaş,
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine?

Bilinç işte böyle korkak ediyor hepimizi;
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini.


Merhaba :)
Neden Hamlet'le girdiğimi bilmiyorum. Ama dillere pelesenk olan "olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" repliğini bilmeyen yoktur. Bir o kadar da devamını bilen yoktur. 
Hayatımla ilgili yeni şeyler deniyorum. Bunlardan en önemlisi de "anı yaşamak" diğer adıyla "carpe diem" 
Aslında hepimizin bildiği ama uygulamadığı yegane şey. Gözlerdeki pırıltının kaynağı. Hayattaki küçük mucizelerin ham maddesi, anı yaşamak.
Bu konuda ısrarcı oldum ve araştırdım. Aslında yapılması gerekenler oldukça az ama yapması zor. İçinde bulunduğum anda yaşamaya başladım. Şöyle; neyle meşgulsem ondan başka bir şey kafama sokmamaya başladım. Mesela yemek yapıyorum. Aklıma sadece yemeği getirip odaklanıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki bunda ne var? Farkında değiliz ama yemek yaparken bile ya yapacağımız işleri ya da yaşanmış şeyleri düşünüyoruz. Yani içinde bulunduğumuz anı kaçırıyoruz ve hatta o anda yaşamıyoruz. Bunu uygulamak için dikkatli olmak gerekiyor. Kendinizi yakaladığınız anda (geçmişte ya da gelecekte) hemen dikkatinizi o zamana odaklamak gerekiyor.


Peki bu bana ne kazandırıyor?
Hayattan zevk almamı sağlıyor. Geleceği düşünürken ya da geçmişi, o anı kaçırmama engel oluyor. Çünkü geçmiş, geçip gitti ve ona ulaşmak imkansız. Gelecek ise bir hayalden ve planlardan ibaret ama henüz gelmedi. Şimdiki zaman ise nefes aldığım tek nokta. Geleceğin bir garantisi yokken bu gününü heba etmek niye?
Kahvemi yudumlarken kokusunu, lokumun tadını almak, suyun soğukluğunu hissetmek varken başka zamanlarda başka meselelerle uğraşmak, dalıp gitmek neden?
Enerjik ve mutlu olmanın yolu işte bu.
Bu sıralar anlara odaklandım. "Geceleri meditasyon yapıyorum" sözü de şuraya ne yakışırdı ama 😆
hayır yapmıyorum. Ama dua ediyorum. Teşekkür ediyorum. 
Bir de yatmadan Judith'in yetişkinler için masallarını dinliyorum. Masal kursundayken bu kadar masal dinleyememiştim Judith'den.
"Hasan ve Yarım tavuk" masalına bayılıyorum. Ayrıca "Helena" masalının da bendeki yeri ayrı tabi. Malum blogumun isim mimarı bu masaldır. "Tüccarın Masalı" ve "Yine Sen" masalını da dinleyin bence.Aşağıya linkini koyuyorum dinlemek isterseniz diye.



Bu kitap hiçbir yerde elimden düşmedi. Yaşanmış bir hikaye olması, kadınların fakirliği ve kendi hayatlarının sorumluluğunu alamamış olması, toplumun baskısını çok güzel anlatmış ayrıca kadınlara da güzel eleştiriler getirmiş bir kitap. Bir kadın Firdevs. Mısır'da geçiyor ama bence evrensel bir olay örgüsüne sahip. Özellikle kadınların okumasını öneririm. Kurmacadan ziyade gerçek hayat daha can yakıyor ama daha etkili.
Son olarak "Ölü Ozanlar Derneği" repliği


Ve en çok dinlediğim iki şarkı:







DOSTÇA KALIN..

24 Ocak 2017 Salı

Oww Papatya Yüzümün Haline Bak!!!

Herkese merhaba :)
Malum kitabı bitirdim. Ben de aklımda olan başka bir kitaba geçtim. Neval El Seddavi'nin "Sıfır Noktasındaki Kadın" adlı kitabına geçtim. İnternette görmüştüm bu kitabı. Virginia Woolf okuduğum zamanlara rastlar tabi feminizmi damarlarımda hissettiğim bir haftaydı 😌
Neyse işte konusu Mısır'da idama çarptırılan düşmüş bir kadının hayatı. İşin trajik yanı bu hayatı derleyen kadın da hapishaneye düşüyormuş. Henüz ilk sayfalarındayım incecik kitap biter hemen diye yavaş ilerliyorum 👯


Makyaj süngeri furyasına ben de katılmış bulunuyorum. Normalde fondöten kullandığımda fırça ile dağıtmayı severdim ama gördüm ki süngerler hiç de fena değil ama fiyatları ateş resmen. 60 tl filan. Altı üstü sünger bu ya kullanım süresi 2 ay. Yves Rocher e gittim 9 tl gibi bir şeydi herhalde aldım. Zaten uygun fiyatlı en iyi makyaj süngeri yves rocher ya H&M deki makyaj süngeriymiş diyolaaaa.


Bir de maskara aldım. Annemin maskarasına dadandığım yetmişti çünkü. Kahverengi olanını aldım çünkü hiç belli olmasın çok doğal olsun istedim. Şaka şaka bildiğin yanlışlıkla aldım. 🙈


Şu ismini söyleyemediğimiz duş jelini denedim. Lö pöti marselye gibi bir şey herhalde. Lavanta balı. Kokusu harika. Diğeri de şampuan. Eskiden bu şampuanlar köpürmezdi şimdi maşallah bulaşık deterjanı gibi köpük saçıyor. 😵
Bu emojiye bayıldım ya sanki beni ifade ediyor değil mi? 
😵😵😵


Geçen gene Neslihanla buluştuk. Sonra dedik ki bir tavla atalım.


Bu fotoğrafı çektiğim sıralarda bayaa iyi zarlar atıyordum. Sonra tavlayı kolumun altında buldum.


Kahvemden iki yudum aldım durum bu. Hayırdır inşallah. 


Ekinezya, ayvalı ıhlamur ve papatya çayına bayılıyorum. Geçen bir programda izledim şu aktarlardan aldığımız çaylar aslında çay olmayabiliyormuş. Mesela papatya aldınız ya aslında başka bir bitki olabiliyormuş. Hatta zararlı bile olabilirmiş. Bir de bu bitkilerin de dozu var. Aktardan alıp kaynatınca dozunu bilmediğimiz için bir kaç kez bende halsizliğe yol açtı. Vücuduma ağır gelmişti. Ben de hazır olanları almaya başladım. Kafam rahat, ne içtiğimi biliyorum. 
Teoman'ın böyle bir şarkısı vardı hatırladınız mı? Aklıma hep bu şarkı geliyor papatya içerken. Hadi sizin de gelsin.
Dostça kalın.




21 Ocak 2017 Cumartesi

Aman Ali Rıza Bey Ağzımızın Tadı Kaçmasın


Herkese merhaba 💃😋
Geçen gün bir Uygur restoranına gittik. Aslında ben daha önce de gitmiştim ama o zaman pek bana hitap etmemişti. Fazla baharatlı ve acı bir mutfağı var. Bu sefer de değişiklik olsun diye gittik. Gelir gelmez bir termos çay koydular. Yemek bitene kadar da deli gibi susadığımdan içip durdum.


Önden nişasta salatası söyledik. Nişastayı bu hale getirip baharat ve salatalıkla karıştırmışlar. Sos acı ezme sosu resmen. Çok acıydı ama. Fena değildi fakat "oo nişasta salatası olsa da yesek" demem.


Yemek olarak da sebzeli etli makarna söyledik. İnanılmaz lezzetli görünüyordu. Sanırım uygurlarda sebze anlayışı biber çeşitleri ve taze soğan. Ben sebze deyince havuç, domates, patlıcan gibi şeyler tahmin etmiştim. Etrafımızdaki herkes yemekleri benim kadar debelenmeden mideye indiriyordu. Bana acısız olmasına rağmen acı ve çok baharatlı geldiğinden yemeye ara vererek yedim. Çay içe içe de kendimden geçtim..
Baharatla aranız iyiyse bu yemeğe ba-yı-lır-sı-nız.
Hamurunun foş foş halini çok seviyorum. El yapımı hamur yemeyi çok sevmemden kaynaklı yani.
Kardeşim de severek yedi hatta hepsini bitirdi. Benim tabağımda ise biberler tamamen kalmıştı. Bence bana daha az baharatlı olsaydı daha iyi olacaktı.
Bu sırada orada Türkçe konuşan bir ben vardım herhalde. Çinli, Hintli, Afrikalı, Uygur... 


kardeşim bile çekikti 😄🍜
Eve geldiğimde baharatlı doritos gibiydim. 😳

Bir aralar "Yaprak Dökümü" diye bir dizi vardı. Orada bir kadın sürekli kocasına aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın" diye diye ailesini felakete sürüklemişti.



 Baharat ve acı sevenlere tavsiyemdir. Benim gibi sütgillerdenseniz yaklaşmayın yakarlar. Ağzınızın tadını bozarlar.
Dostça kalın.
Ağzınızın tadını bilin.






17 Ocak 2017 Salı

Buluta Yükü Sorulmazmış




Bazı şeyleri yarım bırakınca tamamlamak daha zor oluyor.


İnternetten tez okuyordum. Şimdi kendimi ansızın burada yazarken buldum. 1 yıl öncesinde bir karar verdim ve yüksek lisansa ara verip tez yazmam gereken dönemi Kpss sınavına hazırlanmakla geçirdim. Elbette keyfimden değildi. Yapmam gereken oydu ve öyle yaptım. Üzerimde hep bir ağırlık oldu. Bir şeyleri yarım bırakmak zihne en zararlı şey. Zihin tamamlanmış şeyleri sever. Yarım bıraktığınız her şeyi aklınıza Allah'ın her günü sokar ki tamamlayın. Yarım bırakılmış bir kitap olabilir bu, kimi zaman bir hesaplaşma, söylenmedik bir söz, ya da bir insan.
Sonuç olarak yarım kalan neyse, halk dilinde "kursağınızda kalan" sürekli beyninizi tırmalar.
Kpss'ye hazırlandığım için üzgün değilim. Gecemi gündüzüme kattım ve hakkını verdiğimi düşünüyorum. Daha iyisini yapamazdım herhalde elimden gelen oydu.


Tez için dün okula gittim. Uzunca bir aradan sonra kütüphaneye girdim.Tam içeri geçerken birisi "Büşraa!!" diye seslenince fark ettim ki uzaktan Fady ve Muzaffer bana bakıyorlardı. Çok mutlu oldum. Çünkü okul öylesine yabancıydı ki. Mezunsanız geri dönmeyin derim okula. Çünkü eski günlerdeki gibi değil. Meğer o binalar içinde anılarınız, siz, arkadaşlarınız olmadan sadece bir yığınmış.
Uzunca bir süre konuştuk. Onların tezleri bitmiş. 1 sene olmuş. Zaman sanki anlamını yitirdi. Ne çabuk dedim içimden. Her şey, ne çabuk..
Dersime giren hocaları ben ilk günkü gibi hatırlıyorum ama yüksek lisans öğrencisi deyince kafaları karıştı. Hayır tez öğrencisi demeliymişim. Benden sonra yüksek lisans öğrencileri olmuştu çünkü. Sanki uzun bir zaman geçmiş. Sanki her şey benim dışımda gelişmiş gibiydi. O duyguyu anlatmam mümkün olmayacak.
İçinde bulunduğunuz sıkıntılar zaman zaman insanlara ufak görülebilir. Ne demişler "buluta yükü sorulmazmış"
halbuki tonlarca yağmuru taşırlar.
Kafanıza takmayın.


Dostça kalın..